Bir soruyla başlayalım: Balinalar (yunuslar da buna dâhildir), balık mıdır? Cevap: hayır. Balinalar, suda yaşayan memeli hayvanlardır. Yarasalar nasıl ki kuş değilse, balinalar da balık değildir.

Memeliler karada evrimleşmiştir. Bu durumda, balinalar nasıl oluyor da hem memeli olup hem de suda yaşıyorlar? Evrimsel biyolojide bu, şu şekilde açıklanır: Balinalar; karada evrimleşmiş memelilerden bir grubun suya geri dönmesi ve bu grubun zamanla evrimleşmesiyle bugünkü hâllerine kavuşmuşlardır.

Bu sürecin bırakmış olduğu izlere bakalım. Balinaların parmakları vardır mesela. Üstelik tam olarak beş parmaklıdırlar. Akciğer solunumu yaparlar. Sırtlarında yer alan ve karbondioksit gazını dışarı püskürtmelerini sağlayan o açıklık, bu hayvanların aslında bir zamanlar burunlarıydı.

İlginç bir bilgi daha: Balinaların genetik olarak en yakın akrabaları, su aygırlarıdır. O kadar sucul hayvan varken, neden en yakın akrabalarının su aygırları olduğunu anlamış olmalısınız.

Görsel-1: Diseksiyonu yapılmış bir balina türünün pektoral yüzgecinde saklı parmakları.
Görsel-2: Bir balığa ait iskelette pectoral fin olarak belirtilen pektoral yüzgecin anatomik yapısı.
Görsel-3: Sütle beslenen yavru bir balina.

İlginç bir bilgi daha: Balinaların, körelmiş bacaklarının kalıntıları vardır. Vücutlarının içerisinde bu kemik hâlen daha bulunur.

Görsel-4: Bir balina türüne ait iskelette pelvic bones olarak belirtilen pelvis kemiği kalıntısı.

Bir başka örnek ise yılanlar üzerinden verilebilir. Yılanlar, dört bacaklı sürüngenlerden evrimleşmiştir. Tıpkı balinalarda olduğu gibi, bazı yılanlarda da körelmiş arka bacaklara ait kalıntılar söz konusudur.

Görsel-5: Bir piton yılanına ait iskelette görülen pelvis kemiği kalıntısı.
Görsel-6: Bir piton yılanında arka bacak kalıntısının neden olduğu çıkıntı.

Yavaştan bize doğru gelelim. Bu örneklerin benzerlerini bizde de bulabilir miyiz? Kuşkusuz, bulabiliriz.

İnsanlar kuyruksuz maymunlardandır. Kuyruklu maymunlar da vardır. Bu iki grubun ortak ataları kuyruklu maymunlardı. Şöyle bir soru sorabiliriz: Kuyruklu atalarımızdan kalma bir kalıntımız var mıdır? Evet, vardır.

Kuyruk sokumu kemiği (coccyx) tam da bunun için mükemmel bir örnektir. Kuyruk sokumu kemiği, kuyruğun bağlantı noktasıdır. Kuyruk bulundurmamamıza rağmen, bu kemik bizde hâlen daha bulunur. Ayrıca, her ne kadar orijinal hâli gibi olmasa da, kuyruklu doğan insanlar da vardır. Bu kuyruk daha sonra cerrahi operasyonla alınır.

Görsel-7: İnsanda kuyruk sokumu kemiği.

Bir diğeri: plantaris kası. Maymunlarda ayak başparmağı, ellerde olduğu gibi ayrıktır ve bu şekildeki bir anatomik yapı, iyi bir kavrama özelliğine sahiptir. Plantaris kası, bu kavrama hareketinde işlev gören bir kastır. Ağaçlarda yaşayan bir canlı için bu oldukça faydalı ve önemlidir. Ancak ağaçlarda yaşamayan bizlerde de bu kas bulunur. Buna karşın; anatomik yapımız gereği, bu kas, bu anlamda artık işlevsel değildir.

Görsel-8: İnsanda plantaris kası.
Görsel-9: Bir şempanze ve ayrık başparmaklı ayağı.

Bir başkası: auricularis kasları. Bu kaslar, kulakları farklı açılarda çevirmede işlevsel olan kaslardır. Diğer hayvanlara dikkat ederseniz, sesin yönüne göre kulaklarını çevirebildiklerini görürsünüz. İşte bu, auricularis kasları sayesinde olur. Bu kaslar bizde de vardır ancak bu derecede bir işlev görmezler. En fazla, kulaklarımızı ileri geri oynatmamızı sağlarlar.

Görsel-10: İnsanda auricularis kasları.

Başka bir evrimsel kalıntımız daha vardır. O da üçüncü göz kapağı kalıntımızdır. Bu özellik, sürüngen atalarımızdan kalma bir özelliktir. Bu özellik; günümüzde balıklar, sürüngenler ve kuşlarda ortaktır. Bu canlıların gözlerine dikkat ederseniz, beyaz bir perdenin gözlerini zaman zaman kapattığını görürsünüz. Bizde bunun da kalıntısı vardır.

Görsel-11: Bir kız kuşu türünde üçüncü göz kapağı.
Görsel-12: İnsanda üçüncü göz kapağı kalıntısı.

Son olarak, yazıyı çok çarpıcı bir örnekle sonlandıralım. Ancak bu örneği vermeden önce, örneğin anlaşılabilmesi için birkaç temel bilgiyi öğrenmemizde fayda var.

İnsan hücrelerinde, diğer tüm ökaryotik canlılarda olduğu gibi, bir hücre çekirdeği vardır. Bu çekirdekte ise genetik materyalimiz olan DNA yer alır. Yaklaşık olarak iki ila üç metre kadar olan bu molekül, hücrenin belli evrelerinde, paketler hâlinde gruplanır. Hücrenin hangi evrede olduğuna bağlı olarak, bu gruplara ya kromatit ya da kromozom adı verilir ve bu yapılar, çeşitli proteinleri de bünyelerinde barındırır.

Hücre döngüsünün S fazında DNA kendini kopyalar (replike olur) ve iki katına çıkar. Bu, genetik materyalin iki yeni hücreye eşit ve eksiksiz olarak paylaştırılabilmesi için gerekli bir işlemdir. İnsanlarda, her biri bir ebeveynden gelmek üzere, replikasyon öncesinde 23 çift (46 adet) kromatit bulunur.

Aşağıdaki görselde, sağlıklı bir insan erkeğinin kromatitlerini görmektesiniz. Her biri bir ebeveynden gelmek üzere toplamda 23 çifttirler. X ve Y olarak belirtilmiş olan kromatitler eşey kromatitleridir. Kadınlarda iki adet X kromatidi bulunurken, erkeklerde bu X kromatitlerinden birinin yerini Y kromatidi alır. Görseldeki bu iki kromatit, 22. kromatit çiftinin ardından gelen 23. kromatit çiftidir.

Görsel-13: İnsan erkeğine ait bir karyotipte 23 çift kromatit.

Replikasyon sonrasında, her bir kromatitten birer adet kopya oluşturulur. Birbirinin kopyası olan iki kromatit, sentromer adı verilen bir bölgeden birbirine bağlı hâldedir. Bu hâldeki yapıya ise kromozom adı verilir. Yani başlangıçta 23 çift kromatit varken, replikasyondan sonra 23 çift (46 adet) kromozom vardır.

Görsel-14: İnsan erkeğine ait bir temsilî karyotipte 23 çift kromozom.

Orangutanlar, goriller ve şempanzelerde ise bu sayı biraz daha farklıdır. Bizlerde başlangıçta 23 çift kromatit varken, bu canlılarda 24 çift kromatit bulunur. Hâliyle, replikasyon sonrasında, bizim gibi 23 çift kromozom içermezler; 24 çift kromozom içerirler.

Peki, bir kromatidin yapısı basitçe nasıldır? Kromatitlerin merkezinde sentromer adlı bir bölge ve her ucunda birer adet olmak üzere, toplamda iki adet telomer bulunur. Kromozomlarda ise sentromer sayısı yine bir adettir ancak telomer sayısı dört adettir.

Bu bilgileri aldığımıza göre, ikinci kromatit çiftine odaklanabiliriz. Bu iki kromatitten birini ele almamız yeterlidir. Bu kromatidin ilginç bir özelliği vardır; diğer kromatitlerin aksine, ikinci bir sentromer kalıntısı taşır. Uçlarında birer telomer vardır ancak merkezinde de iki telomer vardır.

Bir şey dikkatinizi çekti mi? Replikasyon öncesinde bizlerde 23 çift; orangutanlar, goriller ve şempanzelerde ise 24 çift kromatit bulunduğundan bahsetmiştik. İkinci kromatidimizdeki bu aykırı özelliğin sırrı burada çözülüyor zira ikinci kromatidimizin, atasal iki kromatidin kaynaşmasından meydana geldiğini artık biliyoruz.

Aşağıdaki görsel, durumu özetliyor. Görseldeki kırmızı renkli kısımlar telomerleri, mavi renkli kısımlar ise sentromerleri simgeliyor. Okun işaret ettiği kromatit, ikinci kromatidimizi; önceki iki kromatit ise atasal kromatitleri simgeliyor.

Görsel-15: Kromozom kaynaşması.

Çok çarpıcı bir görsel daha… Görselde PTR12 ve PTR13 olarak gösterilen kromatitler, şempanze (Pan troglodytes) kromatitleridir. HSA2 olarak gösterilen kromatit ise bizlerin (Homo sapiens) ikinci kromatididir. Bu kromatitler birbirleriyle karşılaştırılıyor ve gerçekten de örtüştükleri saptanıyor.

Görsel-16: HSA2, PTR12 ve PTR13 karşılaştırılması.

Burada, bir yanlış anlaşılmanın ortaya çıkmaması adına bir açıklamada bulunmak gerekir: Şempanzelerle aramızdaki bu evrimsel olgu, bizlerin şempanzelerden geldiğini göstermez; şempanzelerle bizlerin ortak atasında bulunan iki atasal kromatidin, biz insanlara doğru gelen soy hattında kaynaşmaya uğradığını gösterir. Ancak şempanzelere doğru gelen soy hattında böyle bir kaynaşma gerçekleşmediğinden, bu kromatitler, onlarda yine ayrı kromatitler hâlinde bulunmaktadır.

Ufak bir not daha düşmemizde fayda var: Literatürde, kromatitler için de kromozom sözcüğü kullanılabilmektedir ancak yazıda sürecin sağlıklı bir şekilde izah edilip yazının kolayca anlaşılabilmesi adına, kromatit sözcüğünün kullanılması özellikle tercih edilmiştir.

Son Söz

Evrimsel biyoloji uçsuz bucaksız bir denizdir. Bu gibi kalıntıları çiçeklerde, böceklerde ve daha birçok canlıda bulabilirsiniz. Kütüphaneler dolusu yüksek lisans tezi, doktora tezi, kitap, makale, dergi; müzeler dolusu biyolojik örnek ve Antik Yunan’a kadar uzanan düşünsel temeller… Bu alan, devasa bir alan. Bir o kadar da güçlü… Evrim bir ideoloji değildir, bir bilimdir. Bunu asla unutmayınız.


Kaynaklar

Kitap

  • 50 Soruda Evrim – Çağrı Mert Bakırcı (Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2021)

İnternet

  • URL-1 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-2 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-3 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-4 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-5 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-6 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • URL-7 (Erişim Tarihi: 23.01.2022)

Referanslar

Görsel

  • Görsel-1: Mark D. Scherz
  • Görsel-2: Udo M. Savalli
  • Görsel-3: Mike Korostelev
  • Görsel-4: GREMM
  • Görsel-5: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-6: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-7: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-8: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-9: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-10: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-11: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-12: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-13: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-14: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-15: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)
  • Görsel-16: URL (Erişim Tarihi: 23.01.2022)